Uzmanlar, Macron’un Tayvan ve ABD’ye yönelik sözlerini AA’ya değerlendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Çin seyahatinin ardından ortaya koyduğu “bağımsız Avrupa” vizyonunun yankıları sürerken, uzmanlar Macron’un bu konudaki yorumlarının, “tartılmadan sarf edilmiş sözler” olduğunu ve “Brexit sonrası Avrupa Birliği’nde (AB) liderliğe soyunma çabası” şeklinde okunabileceğini belirtiyor.

Fransa’nın Stratejik Araştırma Vakfı (FRS) Hint Pasifik Çok Taraflılık Gözlemevi ve Tayvan Programı Direktörü Antoine Bondaz ve Ankara Üniversitesi Asya-Pasifik Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (APAM) Müdürü Prof. Dr. Ali Merthan Dündar, AA muhabirine, Macron’un “Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını azaltması ve Tayvan gibi konularda ABD’nin politikalarının peşinden gitmemesi” yönündeki ifadelerine dair açıklamalarda bulundu.

Fransız araştırmacı Bondaz, Macron’un açıklamalarının kafa karışıklığına da neden olduğuna ve Fransa’nın Tayvan meselesine ilişkin olası bir krizde mesafeli duracağı algısı yarattığına işaret etti.

ABD ve Polonya yönetiminin, Macron’un söylediklerinde bir tür belirsizlik olması nedeniyle eleştirilerinde haklı olduğu yorumunu yapan Bondaz, şunları kaydetti:

“Sanırım Fransa’nın pozisyonunun net olduğunu ve Çin ile ABD’ye hiç de eşit uzaklıkta olmadığını hatırlatmak gerekiyor. Fransa, kendi adına, Avrupalı ??ve aynı zamanda ABD ve ötesindeki müttefikleriyle ortak endişeleri paylaşıyor. Bu özellikle G7’nin Tayvan Boğazı’na ilişkin açıklamaları, hatta Fransızların Amerikalı, İngiliz, Japon ve Avustralyalı ortaklarıyla Tayvan Boğazı’nda statükonun ve istikrarın korunmasının önemi üzerine yaptığı açıklamalarla ortaya konmuştur.”

“Ulusal çıkarlar bunu gerektiriyor”

Avrupa’nın egemenliği konusunda Fransa’nın tutumunun her zaman aynı olduğunun altını çizen Bondaz, bunun ABD ile araya mesafe koymak anlamına gelmediğini, ekonomik ve güvenlik gibi ulusal çıkarların bunu gerektirdiğini vurguladı.

Bondaz, “Bugün özellikle Fransa’daki tartışma, Fransa’nın ABD’yi takip edip etmeyeceği veya Fransa’nın körü körüne ABD ile ittifak yapıp yapmaması gerektiğiyle ilgili değil. Soru, çıkarlarımızın tanımı ve uygulanacak stratejiyle ilgili.” ifadesini kullandı.

Macron’un açıklamalarının, “Fransa’nın müttefikleri arasında şüphe ve rahatsızlığa neden olacak, iyice tartılmadan sarf edilmiş ifadeler” olduğuna işaret eden Bondaz, Fransa Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri bir basın toplantısında değil de uçakta söylediğinden kapsamı dışına çıkma ihtimalinin kuvvetli olduğunu da belirtti.

Bondaz, Macron’un verdiği röportajın zamanlama açısından da sorun teşkil ettiğine dikkati çekerek Çin ziyareti dönüşünde Çin’e yönelik herhangi bir eleştiride bulunmadan Avrupa’nın ABD ile arasına mesafe koyması üzerine bir röportaj vermesinin, Paris’in Pekin ile Washington arasında eşit mesafede durduğu şeklinde anlaşılacağı değerlendirmesinde bulundu.

“Fransa ABD’nin vasalı değil müttefikidir”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 12 Nisan’da Hollanda’ya resmi ziyaretinde yaptığı açıklamaya da değinen Bondaz, Fransa’nın ABD’nin vasalı değil müttefiki olduğunu belirtti.

Antoine Bondaz, Macron’un Tayvan meselesiyle ilgili ilk defa Hollanda’da kamuoyu önünde Avrupa Birliği’nin (AB) ve Fransa’nın çıkarının, Tayvan Boğazı’ndaki istikrarı ve statükonun korunması olduğunu dile getirdiğini anımsattı.

Bondaz ayrıca Macron’un Hollanda’daki basın toplantısında Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile koordinasyon halinde olduklarını ifade etmesinin, Fransa ve ABD arasında “bölünme” olduğuna ilişkin şüpheleri hafiflettiği yorumunu yaptı.

Macron’un 5-8 Nisan arasındaki Çin ziyaretinde AB’nin bütünlüğünün vurgulanmasının da amaçlandığını kaydeden Bondaz, AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in de bu kapsamda söz konusu ziyarete davet edildiğini söyledi.

Macron’un AB liderliğine oynuyor

APAM Müdürü Prof. Dr. Dündar da Macron’un, eski ABD Başkanı Donald Trump’la 2018-2019’da yaşadığı gerginliğin, bu tavır değişikliğinde etkisinin olabileceğini belirtti.

Trump’ın o dönemde ABD’nin desteği olmasaydı Fransa’nın bugün Almanya egemenliğinde kalacağını ima eden açıklamalarda bulunduğunu anımsatan Dündar, ABD ile Fransa arasında uzun süredir bir çekişme olduğunu vurguladı.

Dündar, İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla Fransa’nın Avrupa liderliğine soyunduğu yorumunu da yaptı.

Fransa’da Kovid-19 salgını öncesinde başlayan ve salgınla büyüyen ekonomik olumsuzlukların Macron’u zora soktuğunu belirten Dündar, “Macron içerdeki durumu yumuşatabilmek için halkın dikkatini dışardaki bir meseleye çekiyor.” diye konuştu.

Dündar, ülkede yaklaşık 2,5 yıl önce başlayan Sarı Yelekliler hareketinin yankısı sürerken bu defa da emeklilik reformundan dolayı Paris yönetiminin zor durumda kaldığına işaret ederek Macron’un aslında ülke içindeki konumunu sağlamlaştırmaya çalıştığını, bu nedenle de böyle söylemlerde bulunduğunu savundu.

Macron’un tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da da yükselen milliyetçiliğin ya da aşırı sağın kendisine rakip olmasından dolayı milliyetçi söylemlerle iç kamuoyuna mesaj vermeyi amaçlıyor olabileceği değerlendirmesinde bulunan Dündar, diğer yandan Brexit sonrası Fransa’nın AB içinde liderliğe oynadığına işaret etti.

ABD’nin baş aktörlüğü Fransa’yı rahatsız ediyor

Dündar ayrıca ABD’nin baş aktör olmasının, Fransa’yı rahatsız ettiği yorumunu yaparak şunları kaydetti:

“Son tahlilde Fransa müttefiki olan ABD’nin altında bir konumda olmaktansa, NATO ve AB içinde ABD’ye eşit bir müttefik gibi davranma tavrı geliştirmeye başladı. Ama şu aşamada NATO, AB’nin önüne geçmiş vaziyette askeri anlamda. Ayrıca Avustralya’ya satılacak olan ya da Avustralya için inşa edilmesi planlanan nükleer denizaltı projeleri vardı. ABD’nin devreye girmesiyle Fransa’nın bu milyar dolarlık projeden dışlanmış olması, Macron’a şunu göstermiş olmalı ki ABD, NATO’yu ve AB’yi de kendi çıkarları ve kendi stratejisi bağlamında yönlendirmeye çalışıyor. Bir başka deyişle ABD için öncelik kendi çıkarlarıdır.”

Fransa’nın bunlardan hareketle Çin’in olası bir Tayvan harekatında bilfiil bu işe dahil olmak istemeyebileceğine dikkat çeken Dündar, Macron’un Doğu Çin Denizi’nden başlayarak İngiltere’ye kadar olan hat üzerinde Fransa’yı merkez yapmak kaydıyla Çin’le daha güçlü ticari ilişkileri kurguluyor olabileceğine vurgu yaptı.

Dündar, ABD hegemonyasının askeri ve ekonomik olarak gerilemeye başladığını, Macron’un bu durumu görerek Çin ile ticari bir ortaklık girişiminde bulunmasının mümkün olduğunu anlattı. Dündar, çok zor olmasına rağmen bunu iki ülke arasında daha ileriki aşamada askeri bir ittifakın takip edebileceğini söyledi.

“Macron neyi başarabilir bunu bilmiyoruz. Ama tahminlerimiz var. Tahminlerimizden biri Çin’le yakınlaşmaya yönelik söylemini devam ettirebilir ve daha somut adımlar atabilir.” diyen Dündar, Fransa’nın karşısında ABD’yi bulacağı için bunları hemen ve alenen yapmayacağının altını çizdi.

Dündar şu ifadeleri kullandı:

“Fransa bu ilişkileri tek başına kurmuyor. Aynı zamanda bağlı olduğu AB ve NATO var. Sonuç itibarıyla çok sert adımlar atılamayacak. Macron, ABD’yi belli pazarlıklara çekebilmek için de bunu yapıyor olabilir. Ama şu aşamada Fransa’nın, ABD ve AB’ye rağmen kısa bir sürede Rusya ya da Çin ile çok çok daha derin ilişkiler kurabileceğini düşünmüyorum.”

Macron’un tartışmaya yol açan açıklamaları

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 5 Nisan’da Çin ziyaretinden dönüşte uçakta ABD ve Fransız basınına verdiği röportajda Avrupa’nın stratejik özerkliğini sağlaması için ABD’ye olan bağımlılığını azaltması ve Çin ile Tayvan hakkında olası bir çatışmaya dahil olmaktan kaçınması gerektiğini belirtmiş; Avrupa’nın “üçüncü bir süper güç” haline gelmesi için bunların gerekli olduğunu savunmuştu.

Avrupa’nın silahlanma ve enerji konusunda ABD’ye bağımlılığını artırdığını, kıtanın bunun yerine kendi savunma endüstrisinin yükseltmeye odaklanması gerektiğini vurgulayan Macron, Avrupa için en büyük riski, kendisine ait olmayan, Avrupa’nın stratejik özerkliğini inşa etmeyi engelleyecek krizlere bulaşmak olarak tanımlamıştı.

Cumhurbaşkanı Macron’un “Amerikan politikasını, bir tür panik refleksiyle takip etmeye başlamamız paradoks olur. Biz Avrupalılara sorulan soru şudur; ‘Tayvan konusunu hızlıca gündeme getirmenin bize bir faydası olacak mı?’ Hayır. Biz Avrupalılar için bu konuda birilerinin takipçisi olmak, Amerika’nın ritmine veya Çin’in aşırı tepkisine göre hareket etmek gerektiğini düşünmek en kötüsü olacaktır.” açıklaması hem ABD’de hem de Avrupa’da yankı bulmuştu.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*