Eserlerinde Film Gibi Detaylara Sahip Pieter Bruegel’in Daha Önce Hiçbir Yerde Duymadığınız Hayat Hikayesi

500 yıl önce sanat tarihinin akışını değiştiren Hollandalı ressam Pieter Bruegel’in resimleri daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemiyor. Babil Kulesi, Karda Avcılar ve Icarus’un Düşüşü gibi harika eserleriyle bilinen Bruegel kimdir? Nerede ne zaman doğmuştur? Pieter Bruegel’in hayatı ve eserleri hakkında bilmek istediğiniz her şey burada.

Kaynak: https://twitter.com/culturaltutor/sta…

Pieter Bruegel’in doğum tarihi ve yeri net olarak bilinmese de 1525 yılında Güney Hollanda’da, muhtemelen Bruegel adlı bir kasabada doğduğu düşünülüyor. Soyadını da buradan aldığı tahmin ediliyor.

Asıl soyadının Brueghel olduğu biliniyor ancak neden bilinmez kendisi soyadından “h” harfini atarak, resimlerini hep Bruegel olarak imzaladı.

Ailesinin kökenleri hakkında ise kesin olan hiçbir şey bilmiyoruz. Bir kesim köylü bir geçmişi olduğunu düşünüyor.

Pieter Bruegel ‘in eserlerinin değerini fark ettiğinizde, bu bilinmeyen konular sizin için sadece önemsiz bir detay olacaktır inanın.

Bruegel, 1552 yılında hareketli bir ticaret şehri olan Anvers’deki Ressamlar Birliği’ndeydi.

Ardından, seyahatlerinin eskizlerini yaptığı üç yıllık bir İtalya turuna çıktı.

Bruegel 3 yıl sonra Antwerp’e döndüğünde orta sınıf için sanat üreten büyük bir yayınevinde çalışmaya başladı. Yaptığı şey oldukça ticari ve popülerdi.

Bruegel’in çizimlerinden düzinelerce kopya yapılıp satılıyordu.

Ancak bu sanatın daha önce hiç olmadığı kadar inceleme altına alındığı Reformasyon dönemiydi… Avrupa’da bazı yerlerde, dini sanat eserleri yasaklanmış ya da kısıtlanmıştı.

Bu sebeple Bruegel bir yeniliğe imza atarak, gerçekçi manzara çizimlerine odaklanmaya başladı.

Manzara resimleri, Avrupa sanatında asla saygı duyulan bir tür değildi.

Avrupa’da ilk manzara resimleri Bruegel’den hemen önce ortaya çıktı. 

Ama bu resimler büyük ölçüde dini yapıtlardı. Bruegel’in yaptıkları ise farklıydı. Bruegel manzaraları tıpkı günlük hayattaki gibi resmediyordu.

Sıradan insanların portreleri ve çizimleri de çok görülen bir şey değildi ta ki Bruegel onların düğünlerini, danslarını ve geleneklerini çizerek bunu normalleştirene kadar.

Bruegel de köylü bir aileden geliyordu ve bu insanları çizmekten keyif alıyordu ama asla duygusal değildi.

Bruegel o kadar çok köylü karakteri resmetti ki bir süre sonra kendisine bu yüzden ‘Köylü Bruegel’ denmeye başlandı.

Bruegel çizimlerinde, farklı mevsimlerin tasvir edildiği Ortaçağ takvim sanatı geleneğinden de yararlandı.

Kendi ülkesinden yaklaşık 120 farklı atasözünü görselleştirerek resmettiği eserleri de var.

Anlayacağınız üzere, ayrıntılarda ve hikaye anlatımında göz kamaştıran bir yeteneği vardı Bruegel’in.

‘Asi Meleklerin Düşüşü’ tablosunda o kadar detay var ki, Bruegel’in bunu nasıl resmettiğini hayal bile edemiyor insan.

Ayrıntıyı seven dikkatli sanatseverleri, Bruegel gibi ödüllendiren başka bir ressam muhtemelen yoktur.

Bruegel, ender bulunan bir hayal gücüne sahipti. Ancak elbette etkilendiği kişiler de var.

Örneğin, cehenneme benzeyen sahnelere sahip olan eserlerinde Antwerp’te çok rağbet gören Hieronymus Bosch’tan etkilenmiştir.

Etkilenmek derken yanlış anlaşılmasın. Bruegel’in, tuhaf ve sinir bozucu ama tamamen sürükleyici dramaları üretmekte ondan aşağı kalır yanı da yoktu.

Hem Rönesans hem de Reformasyon, dini ve politik fikirleriyle birlikte yeni sanatsal akımlar başlatmıştı. Ancak Bruegel eserlerinde, eski Orta Çağ sanatının ruhunu ve marjinalliğini korumaya devam etti.

Bu süreçte Bruegel’in resimleri artık daha popüler olmaya başladı. Bruegel’in çizimleri hala aynı derecede büyüleyici, ayrıntılı hikaye anlatımlarıyla doluydu.

Bruegel’in eserlerini bir filme benzetebiliriz. Onları saatlerce izleyip, her seferinde farklı ayrıntılar ve detaylar keşfedebilirsiniz.

Bruegel’in büyük ölçekli resimlerini, onlarca farklı sahne ve karakterle dolu bir hikaye kitabına da benzetebiliriz. 

Neye benzetirsek benzetelim, baktıkça her seferinde farklı bir keyif alınan, her seferinde farklı bir hikayeyi fark edebileceğiniz eserler olduğu kesin.

Bruegel din hakkında da derinlemesine düşünen bir adamdı. Bruegel’in dini sanatı, İtalya’dakinden oldukça farklıydı.

İtalya’da gördüğümüz dini sanat eserlerinde, perspektif ve kompozisyon hakkında klasik güzellik idealleri ve Rönesans fikirleri baskındı.

Sanat orada daha basit ve daha zarifti ayrıca baştan sona idealize edilmişti.

Bruegel’in dini sahnelerinde ise klasik herhangi bir güzellik kavramı görmüyoruz.

Bruegel İncil sahnelerini bile sanki günümüzde geçiyormuş gibi tasvir etmiş.

Bruegel’in ‘Babil Kulesi’ eserine baktığımızda, hayal gücünün ne kadar ileri gidebileceğine şahit oluyoruz.

Her ne kadar başkalarından ilham alıyormuş gibi görünse de, Bruegel’in hayal gücü konusunda hakkını vermek gerekiyor.

Bruegel’in sanatının Antwerp halkı arasında neden ve nasıl bu kadar popüler olduğuna şaşırmak imkansız.

Bruegel için eserlerinin açıklanması veya entelektüelleştirilmesi gerekmeyen popüler bir ressamdı diyebiliriz.

Bruegel, Rembrandt’tan Vermeer’e herkesin yolunu açan bir yenilikçiydi ve haklı olarak tarihin en büyük sanatçılarından da biriydi.

Bruegel’in manzaralara ve sıradan insanların yaşamlarına olan ilgisi, Hollanda Altın Çağı’nın temelini oluşturmuş diyebiliriz.

1569’da Bruegel’in ölümünden sonra eserleri oğulları aracılığıyla yaşadı. Ona ‘Yaşlı Bruegel’ denmesinin sebebi de bu.

Oğullarından Genç Pieter Bruegel, babasının eserlerini yeniden üretirken, Jan Bruegel ise sanatında doğal dünyaya odaklandı.

Bruegel’in bu otoportresi tam da beklediğimiz gibi. Duygusallıktan uzak ve idealize edilmemiş, aynı zamanda canlı ve hayat dolu.

Bruegel’in sanatı, 16. yüzyıl Antwerp vatandaşları için oldukça eğlenceliydi orası kesin…

Günümüzde ise Bruegel’in farklı bakış açısıyla dolu eserleri tüm dünyada seviliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir